antalya ili hakkında bilgi

Reklamlar
Reklamlar

ant1ant2ant3ant4ant5
ant6
Öncelikle plaka kodu 07 olan Antalya ilimiz hakkında sizlere kısaca bir bilgi vermeye çalışacağız daha sonrada tarihçesi, nufus, iklim yapısı, ekonomisi, turizm gibi kentin genel yapısı hakkında kısaca bilgeler vereceğiz.Antalya ili:Dünyanın her yerinden pek çok insanı çeken güzelliği ile Antalya tam bir tatil kentidir… Kocaman ve refah içinde bir kent görünümünde…Çevresini saran küçük beldeleri, tarihi, kültürel değerleri ve saymakla bitmeyecek doğal zenginliği ile Akdeniz’in incisidir. Upuzun plajlar, gizemli mağaralar,Toros Dağları’nın kıvrımları arasında kalan ovalar ve tarifsiz bir mavilikte uzanan Akdeniz…

Antalya ilimizin tarihçesi:Antalya’nın bilinen kronolojisi:
M.Ö. 700 – 546: Lidyalılar Dönemi
M.Ö. 546 – 336: Persler Dönemi
M.Ö. 336 – 301: Helenistik Dönem
M.Ö. 301 – 188: Selevkos Krallığına bağlı Pleistarkos Devlet Yönetimi
M.Ö. 188 – 65: Pamfilya Korsanları Dönemi
M.Ö. 65-MS 395 : Roma Dönemi
M.S. 395 : Bizans Egemenliğinin Başlaması.
M.S. 655 : Antalya önlerinde Bizans ve İslam Donanmaları arasında Zat-el Şenari Savaşı yapılması.
M.S. 1085 : Süleyman Şah’ın Antalya’yı alması.
M.S. 1103 : Bizans Ordusu’nun, Antalya’yı Anadolu Selçuklularından geri alması.
M.S. 1206 : Anadolu Selçukluları’nın Bizans’tan şehri geri alması.
M.S. 1207 : Antalya Şehri’nin tümüyle Selçuklulara geçmesi.
M.S. 1221 : Keykubad’ın, Antalya Körfezi’nin doğusundaki Kalanorasa’yı ele geçirmesi.
M.S. 1308 : Antalya’da Teke Beyliği’nin kurulması.
M.S. 1361 : Antalya’nın, Kıbrıs Krallığına bağlanması.
M.S. 1373 : Mehmet Bey’in Antalya’yı geri alması.
M.S. 1426 : Antalya Bölgesinin tamamen Osmanlı Devletine bağlanması.
M.S. 1510 : Hasan Halife ve adamlarının, Antalya’nın Kızılkaya nahiyesini basıp yağmalaması.
M.S. 1808 : Antalya’da Kadı Paşa isyanı çıkması ve bastırılması.
28 Mart 1919 : Mondros mütarekesi uyarınca, İtalyanların Antalya’yı işgal etmesi.
31Mayıs 1921 : İtalyan birliklerinin Antalya’dan çekilme kararı alması.
1Haziran 1921 : İtalyanların, Antalya’yı boşaltmaya başlaması ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulması.
Hititler’den önceki, yani İ.Ö. 2. binden evvelki devirlerde bu bölgedeki durumun ne olduğu bilinmemektedir. Hititler’in bütün Küçük Asya’yı içine alan büyük bir krallık kurdukları ve 2. bin yılın son yarısında Hitit yazılı belgelerinde sözü edilen Ahhiyava’nın (veya Arzava’nın) bu bölge içinde olduğu ileri sürülmektedir. Ancak Yağca Köyü civarındaki Karain Mağarası’nda yapılan araştırmalarda Paleolitik (Yontulmuş Taş) Devre ait çakmaktaşı aletlere, hayvan hatta insan kalıntılarına rastlanmıştır. Aynı şekilde, Antalya’nın 25 km. batısında keşfedilen Beldibi Mağarası, bölgedeki tarih öncesi devirlere ışık tutacak niteliktedir.

Reklamlar

Truva’nın düşüşü olarak kabul edilen İ.Ö. 1184’ten önce bu bölgede bir yerli halkın varlığı antik kaynaklarca ortaya çıkmaktadır. Ancak bu devirler ve halkı hakkında yeterli bilgi olmadığı için bölgenin Grek Tarihi’ni Truva’nın düşüşünden sonra başıboş bir grubun Anadolu’nun güneyine inerek çoğunluğunun Pamfilya’ya geri kalan kısmının da Kilikya’ya geçerek oraya yerleştikleri tarih olarak kabul edilen İ.Ö. 1100 olarak başlatmak gerekmektedir. Ancak bu kişiler hakkında Perge’deki birkaç heykel kaidesindeki yazıtlar dışında belge bulunamamıştır.

Antalya’nın içinde bulunduğu Pamfilya, “Irkların Ülkesi” anlamına gelmektedir. Böyle Grekçe isimli bir bölge Anadolu’da çok azdır. Belki de bölgeye karışık ırklara ait toplulukların yerleşmelerinden dolayı bu ad verilmiştir. Pamfilya’daki Grek Ağzı, Dor göçünden önceki Atina ile sıkı bır ilişki göstermektedir. Truva Savaşları’ndan yüz yıl sonra gelen, Yunanistan’ın büyük bir bölümüne yayılan ve Pelepones’i egemenliği altına alan Dorlar, kendi ağızlarını da beraberlerinde getirmişlerdir.

Yunanistan’dan gelen bu ilk göçü, sonraları ikinci bir göç izlemiş; Yunanistan ve Küçük Asya’nın batı kıyılarında İyonya ve Aiolis adını taşıyan bölgelerde oturan Grekler, Pamfilya’ya doğru etki ederek Perge, Aspendos ve Side gibi sömürge kentlerini oluşturmuşlardır.

Grekler’in Antalya bölgesine yerleşmesinden sonraki 500-600 yıl, adeta bir karanlık devri oluşturur. Edinilen kısa bilgiler, bu yıllarda meydana gelen olayları ayrıştırmaktan uzaktır. İ.Ö. 6. yy’dan başlayarak Lidya kralları topraklarını Batı Küçük Asya’ya kadar genişletmek istemişlerdir. Bu krallardan sonuncusu olan Krezüs, herhangi ekonomik fayda görmediği Likya ve Kilikya dışındaki bütün toprakları ele geçirmiştir. İ.Ö. 546’da Krezüs, Pers Kralı Kyros tarafından yenilince, bütün Lidya Krallığı Persler’in eline geçmiştir.

Pers kralı Darius’un İ.Ö. 490’da ve on yıl sonra da Xerxes’in Yunanistan’da yurtlanma girişimlerinde Persler, bu bölgelerden de asker toplamışlardı. Heredot’un abartmalı sayıları ile 1.700.000 kişi olarak sandığı Xerxes’in ordusuna Pamfilyalılar Grek stilinde donanmış 30 parça gemi ile katılmışlardı. Tarihçiler onları Kalchas ve Amphilochos un torunları olarak belirtmektedirler.

Kendi yurttaşlarına karşı savaşmak zorunda bırakılan Pamfilyalılar’ın, önemsiz bir bağlaşık olduklarına dair Kana Kraliçesi Artemisia Xerxes’e uyarıda bulunmuştu. Büyük bir olasılıkla, onlar da gerçekte isteyerek bu işe girişmemişlerdi. Bu nedenle savaş sırasında Pamfilyalılar’a ait herhangi bir başarıdan söz edilmemektedir.

Persler İ.Ö. 479’da Grekler’i, Salamis ve Plataia’da toplu kırım halinde yenmişlerdi. Bu olay, Ege’de ve Anadolu’nun batısında yaşayan bütün kentleri, Atina yönetiminde kurulan bir Attika-Delos Birliği’ne katılmaya zorladı. Yalnız güney kıyılarındaki Likya, Pamfilya ve Kilikya buna katılmayıp, sürekli Pers askeri birliklerini kentlerinde bulunduruyorlardı. Xerxes İ.Ö. 469’da Aspendos yakınlarında bir ordu toplamayı başarmış ve aynı yıl içinde Atina Komutanı Kimon, güney sahillerinde başarılı savaşlara girişmişti. Kimon, Karla ve Likya’da Persler’in ellerinde bulundurdukları kentleri aldı ve onları buradan çıkardı. Daha sonra Kimon geride kalan askerleri ile bir zafer daha kazandı. Bir günde elde edilen bu çifte zaferden sonra Kimon için Atina’da adına bir heykel dikildi. Sonuç olarak Pers tehlikesi ortadan kalkmış ve güneydeki bazı kıyı kentleri Atina Deniz Birliği’ne katılmıştır.

Pelepones Savaşları’na kadar, bir yüzyıldan daha az süren özgürlükten sonra, 356’da Persler, Spartalılar’ın yönetimine geçmiş olan Attika Delos Deniz Birliği’ni ellerine geçirdiler ve böylece barışa zorlanan Grekler, Anadolu’daki bütün kentleri Persler’e vermek zorunda kaldılar.
Perslerin bu ikinci egemenlik devri, Büyük İskender’in 334 yılında Pers egemenliğini koparmak ve Grekler’in daha önce uğradıkları haksızlığın öcünü almak üzere Anadolu’ya geçmesine kadar sürmüştür. Büyük İskender’in Batı Anadolu’dan başlayarak güneye doğru inen seferinde, savunmalarını kendi orduları ile yapan kentler fazla direniş göstermeksizin teslim oldukları için, kış mevsiminde Büyük İskender direniş görmeden Likya’ya kadar sokuldu. Teker teker kentlerin yönetimini eline aldıktan sonra, ilkbahardan önce Pamfilya’ya vardı. Daha o devirde Antalya kenti kurulmadığı için Pamfilya içinde Perge’den başlayarak bütün kentleri (Termessos ve Sillyon hariç) fethetti.
Daha sonra bölge, İ.Ö. 323’te Büyük İskender’in genç yaşta ölümü ile ortaya çıkan ve geniş bir imparatorluğu parçalamak yolunu izleyen generallerinden Antigonos’un yönetimi altına geçmiştir. Fakat Antigonos’un yenilgisi ve ölümü ile sonuçlanan İpsos Savaşı’ndan sonra (İ.Ö. 301) Antalya bölgesi Selevkoslar’ın Asya Krallığı ile Ptolemaislar arasında sık sık el değiştiren bir bölge olmuştur.
Ancak bir süre sonra Pamfilya’nın batısı (bugünkü Antalya Kenti) Bergama Kralı Il. Attalos tarafından ele geçirilmiştir. Ne var ki, Il. Attalos’un dikkatli bir politika yürütmesi gerekiyordu. Çünkü egemenliklerini bir zamanlar Manilius’tan para karşılığında satın almış bulunan kentler Roma’nın koruyuculuğu altında idi. Bu nedenledir ki, Il. Attalos Romalılar için önemli bir liman kenti olan Side’yi almaya cesaret edemedi ve kendi adıyla adlandırdığı Attaleia’yı -bugünkü Antalya- yeni bir liman kenti olarak kurmak zorunda kaldı.
Son Bergama Kralı Il. Attalos İ.Ö. 133’te çocuksuz ölünce, Bergama Krallığı “vasiyet” yoluyla Roma’ya geçti. İ.Ö. 129’da Küçük Asya Eyaleti’nin kurulmasından sonra Pamfilya’nın, bu eyaletin yönetimine katıldığı bilinmektedir.
Bundan sonra bölgede korsanların ve korsanlara ait küçük kentlerin önemli rol oynadığı bir devir başlar. M.S. 2. yüzyıldan itibaren bölgede hıristiyanlığın yayılmaya başladığını görüyoruz. Antalya’da bugün hala görülen Surlar ve birçok eser bu dönemden kalmıştır. Bizans egemenliği sırasında, M.S. 5. ve 6. yüzyıllara kadar Antalya’nın yeni bir gelişme devri geçirdiği biliniyor. Bu yüzyıllarda kent, surların dışına kadar taşmış. M.S. 7. yüzyıldan itibaren bölgede müslüman Araplar etkili olmaya başlamış. 1120-1206 yılları arasında ise Antalya yine Bizanslıların eline geçmiş. 1120’de Bizanslılar tarafından zapdedilen şehir, 1207’de Selçuklu Sultanı ı. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kuşatılmış ve Kıbrıs Kralı’nın Kumandanı Gautiler de Montbeliard’ın kaleye yardıma koşmasına rağmen, burası Türklerin eline geçer. Keyhüsrev’in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Antalya’da Müslüman Türk kültür dönemi başlar. Günümüze kadar kalan camiler, medreseler ve kütüphaneler bu dönemdeki eğitim ve kültür faaliyetlerinin eseridir. Antalya’nın Osmanlı denetimine girişi I.Murat zamanında olur.
Her ne kadar 1215’te Gautler de Montbellard Kıbrıs’tan getirdiği kuvvetlerle şehri ele geçirip Türkleri kılıçtan geçirdiyse de, Antalya 1. Keyhüsrev tarafından geri alınır. XII. yüzyıl sonlarında Selçuklu Devleti sona erince Isparta ve Antalya arasındaki topraklar Teke Aşireti’nin bir kolu olan Hamidoğulları’nın egemenliğine girer. Antalya’yı ele geçiren İlyasbeyoğlu Dündar Bey, buranın yönetimini, kardeşi Yunus Bey’e bırakır. Yunus Bey’in oğulları, Antalya’da hüküm sürdüler. Hamidoğulları’nın bu ikinci kolu Tekeoğuları adıyla anılır. Kıbrıs Kralı Pirre, 1361’de Antalya’yı ele geçirdiyse de, Tekeoğulları’ndan Mehmed Bey, 1373’de şehri geri alır. Bunun oğlu Osman Bey zamanında Antalya, Yıldırım Bayezıd, buranın yönetimini Firuz Bey’e verdi (1391). Ancak Antalya’nın Osmanlılara geçişi konusunda kaynaklara tek bir tarih göstermemektedir ( Oruç Bey ve Neşri’ye göre 1389-1392; İbni Kemal’e göre 1391).

Anadolu’da beyliklerin egemen olduğu bir dönemde, 1335-1340 tarihleri arasında Antalya’ya gelen Arap seyyah İbn Battuta Antalya’dan bahsederken şöyle der:

Kent halkı, ırk ve dinlerine göre ayrı ayrı mahallelere yerleşmişler. Hıristiyan tüccarlar Mina adıyla anılan mahallede otururlar. Bu mahallenin çevresini bir sur kuşatmakta ve Cuma vakti geceleri surun kapıları kapatılmaktadır. Rumlar başka bir mahallede kendi başlarına otururlar. Onların bulundukları yer de bir surla çevrili. Yahudilerin de yine kendilerine ait, surla çevrili bir mahallesi vardır. Müslüman ahaliye gelince, bunlar asıl büyük şehirlerde yaşamaktadırlar. Burası bir Cuma mescidi ve medrese ile birçok hamamı, zengin ve tertipli büyük çarşıları ihtiva etmektedir. Şehrin çevresini, yukarıda kaydettiğimiz bütün mahalleleri de içine alan büyük bir sur Kuşatır

Ankara Savaşı’ndan sonra (1402) Teke ve Karamoğulları’nın Antalya’yı ele geçirme girişimleri boşa çıktı. Antalya, Anadolu eyaletinin Teke Sancağı’na merkez oldu (Elmalı ile birlikte.) II. Bayezıd devri sonlarında şehzade Korkud, bu sancağın başında bulunuyordu. Babası ölünce tahta çıkan Selim’e karşı (Yavuz ) burada ayaklandı. Alanya ise Fatih döneminde 1471 yılında Gedik Ahmed Paşa tarafından alınmıştı.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’yı gezen Evliya Çelebi, üç yanı bahçelerle çevrili şehrin kale içinde dar sokaklı, 3 bin evli dört mahallesi, kale dışında ise, kuzeyde 20 Türk, 4 Rum Mahallesi bulunduğunu, çarşının surlar dışında yer aldığını, limanın 200 parça gemi alacak büyüklükte olduğunu yazar.

Osmanlı Devleti’nin Abdülmecid devrinde (1847) çıkarmaya başladığı salnamelerde (bugünkü anlamıyla yıllık ) Antalya, Konya’ya bağlı olması sebebiyle ” Teke Sancağı” adıyla geçmektedir. Antalya, XIX. yüzyıl sonunda Konya Vilayetinin sancağı durumundaydı.İdari bakımdan 5 kaza ve 9 nahiyeye ayrıldı. Toplam köy sayısı 549 idi. Sancak toplam nüfusu 224 bin kişiydi. Bu nüfusun 15 binini Yörükler oluşturuyordu. Bunlar kışı ovalarda, yaz aylarının ise yayla adı verilen platolarda geçirirlerdi. Nitekim Hazine-i Evrak’ta mevcut 1840 tarihli bir belgeden Antalya Kalesi içindeki yerlere iskanları yetersiz olduğundan, sur dışında bir mahalle kurulması ve oraya bir kapı açılması ve kiliselerin onarılması hakkındaki yazıdan, buraya sürekli değişik dinlerden, değişik yerlerden insanların gelerek yerleştikleri anlaşılmaktadır. Antalya şehri, körfezin ortasında, dik bir kayalığın üzerinde kurulmuştu. ve mutasarrıflık buradaydı. Üç surla çevrili olan kentin çok heybetli bir görünüşü vardı. Bu surların alt bölümlerinde bulunan geniş çukurlar, Düden Çayı’nın sularıyla dolar ve şehir, bu su hendekleriyle korunurdu.

XIX, yüzyıl sonunda Antalya Sancağı’na eğitim ve öğretim faaliyetleri, 2 bin 600 öğrencinin devam ettiği 50 okulla sürdürülürdü.

Antalya’da gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar döneminde merkez ve ilçelere 60’dan fazla medresenin bulunduğu bilinir. Bugün pek çoğu harap olmuş bu yapıların içinde 1250 yılında Selçuklu Veziri Karatay tarafından yaptırılan medreseyle, Elmalı’daki Osmanlılar döneminde Ömer Paşa tarafından yaptırılan medrese, sağlam olarak kalmıştır.

XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun bırakmak zorunda kaldığı topraklardan gelen göçmenlerin yerleştirildiği Antalya, sözü geçen yüzyılın ikinci yarısında Konya Vilayetine bağlanan bin sancağın (Teke) merkezi oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce bu sancak, adı geçen vilayetten ayrılarak bağımsız bir sancak haline girdi. Mütareke döneminde şehir, bir aralık İtalyanların işgali altındaydı. İtalyanlar Antalya halkına, kendilerini Türk dostu olarak göstermeye çalışıyorlardı. Bu amaçla, Yunan işgali bölgesinden Antalya’ya gelen göçmenlere ve yoksul halk tabakalarına çeşitli yardımlarda bulunuyor, ayrıca yollar ve okullar açıyorlardı. Çiftçiyi ve taciri kendi tarafına çekmek isteyen İtalyanlar, gerekli kredileri vermek üzere Banco Di Roma’nın Antalya’da şubelerini açmaktan geri durmadılar. Ancak şehir çok geçmeden boşaltıldı ve 9 Temmuz 1921 tarihinde Anadolu Hükümeti’ne bağlandı. Cumhuriyeti’in ilanından sonra ise Antalya vilayeti kuruldu.

Antalya şehrinin nufus yapısı üzerinde duralım birazda:Antalya’nın nüfusu 2007’de yapılan sayıma göre 775.157’dir.Bunun 388.133’ü erkek, 387.024’ü kadındır.Türkiye’nin sekizinci büyük şehri olmakla birlikte yoğun göç almaktadır.2008 nüfusu ise 798.507’dir.Akdeniz Bölgesi’nin Adana’dan sonra ikinci büyük şehridir ve bir çok turistik özellik taşır

Antalya ilimizin turistik yerleri:Antalya ve çevresinde birçok antik şehir yer alır. Antalya yolu üzerindeki Aspendos, Perge ve Side bunlardan bazılarıdır. Bu tarihi yerlerden başka Antalya sahil ve plajlarıyla da bilinir. Konyaaltı, Karpuzkaldıran ve Lara sahilleri ünlü. Antalya ayrıca şelaleler şehri olarak da ün yapmıştır. Düden, Manavgat ve Kurşunlu Şelaleleri, yerli ve yabancı binlerce turistin uğrak yerleri arasında yer alır. Yayla ve kış sporlarının yapıldığı Beydağları ve Saklıkent ise şehrin birer doğal güzellikleridir.

Antalya’da büyük miktarda Sur, kilise, cami, medrese, mescit, han ve hamam vardır. Kaleiçi surlarının çepeçevre sarıp kucakladığı yat limanı (Marina) şehrin en eski yerleşim birimidir. Antalya’nın simgesi olan Kaleiçi’nde Yivli Minare, Kesik Minare Saat Kulesi ve tarihi evleri bulunur . Antalya Kaleiçi’nde en güzel örneklerini görebileceğiniz geleneksel Türk mimarisinin göze çarpan ilk özellikleri tabiatla uyum içinde olmalarıdır. Bu mekanların tamamını yürüme mesafesindedir.

Antalya’da Türkiye’nin 3 Doğal Şelalesi bulunmaktadır bunlar:

Düden Şelalesi
Kurşunlu Şelalesi
Manavgat Şelalesi
M.S. 1207 yılında Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin I. Keyhüsrev’in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Antalya’da Müslüman Türk kültür dönemi başlar. Günümüze kadar kalan camiler, medreseler ve kütüphaneler bu dönemdeki eğitim ve kültür faaliyetlerinin eseridir. Antalya’da gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar döneminde merkez ve ilçelere 60’dan fazla medresenin bulunduğu bilinir. Bugün pek çoğu harap olmuş bu yapıların içinde 1250 yılında Sleçuklu Veziri Karatay tarafından yaptırılan medreseyle, Elmalı’daki Osmanlılar döneminde Ömer Paşa tarafından yaptırılan medrese, sağlam olarak kalmıştır. Bugün Akdeniz bölgesinin batısında, Klasik Çağ’da “Pamfilya (Pamphylia) adı ile anılan yörede, Köprüsuyu (Eurymedon) Çayı’nın batı kıyısında ve Antalya ilinin 48 kilometre doğusuna düşen, bugün Balkız Köyü’nün yerinde kurulan önemli bir klasik kenti olan Aspendos (Espendüs: Belkis Harabeleri), klasik çağ kenti idi. Karain Mağarası paleolitik,mezeolitik, neolitik ve Roma kültür tabakalarını vermekte, Türkiye’de en sürekli yerleşme yeri olarak kabul edilmektedir.

M.Ö. VIII- VII yüzyıllarda Yunanistan’dan Doğu yönüne gelişen göçte, Yunanlılar Pamfilya’ya gelerek, Pere, Aspendo, Side, Silyon gibi şehirleri kurmuşlardır. Buralarda yapılan arkeolojik araştırma ve kazılar sonucu, agora, ana caddeler, gymnasion, hamam, kapılar, mezarlıklar, çeşme, stdion, surlar, su yolları, tapınak, tiyatro ve bazilika kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleri arasında en önemli yeri, bölgenin en tanınmış eseri olan “Yivli Minare Külliyesi’dir. Antalya’daki Selçuklu hanlarını üç bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi Konya- Beyşehir- Eğridir- Isparta üzerindeki hanlar. Burdur ile sınırları içinde bulunan Susuz Han’dan sonra, bu yol üzerinde bulunan ve Antalya il sınırları içinde yer alan Kırgöz ve Evdir hanları vardı. İkinci bölümde Konya- Beyşehir- Seydişehir üzerinden sahile inen yol üzerindeki Eynif Ovası’nda yer alan Tol Hanı bulunur. Üçüncü bölümde ise Antalya’dan başlayarak Adana’ya kadar uzanan sahil yolu üzerinde bulunan hanlar yer alır. Antalya il sınırları içinde Pazarcık, Kargı, Alara Şarapsa hanları vardır. Alara Hanı (H. 629) Sultan Alaaddin Keykubat; Evdir Hanı, I.İzzeddin Keykavus (1210-1219) Kırgız Hanı, Burdur- Antalya yolu üzerinde Keykubat oğlu Keyhüsrev (H. 644); Şarapsa Hanı, II.Gıyaseddin Keyhüsrev (H. 1236-1246) tarafından yaptırılmıştır. Antalya’da, Selçuklu Dönemi eserlerini içinde bulunduran yapı topluluğu şunlardır: Çok Kubbeli Ulu Camii ( 1219-1236) , Ulu Camii Medresesi (XIII. yüzyıl), Atabay Armağan Medresesi (1236), Mevlevihane ( XVIII. yüzyıl) Zincir Kıran Mehmed Bey Türbesi (1377) , Nigar Hanım Türbesi ve Yivli Minare Hamamı’dır. Medrese olarak Karatay Medresesi, Selçuklu Veziri Abdullah Oğlu Emir Celaleddin Karatay tarafından 1250 yılında yapılmış olup halen Karadayı Sokağı’ndadır. Mescit ve türbeler olarak Selçuklu dönemi eserleri şunlardır. Ahi Yusuf Mescidi ve Türbesi (1249), Şeyh Şücaceddin Türbesi (1238)

Osmanlı dönemi yapıları şunlardır: Muratpaşa Mahallesi’nde yen alan XVI. yüzyıla ait Balıbey Camii (Hesapçı Sokağı’nda, esası V. yüzyılda yapılmış, bir kiliseden dönüştürülmüş; II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’un Antalya Valiliği sırasında verdiği emirle batısına bir minare eklemek suretiyle meydana getirilmiştir. 1470-1509) , mimarı ve kesin tarihi bilinmeyen İskele Camii, Kuyucu Murat Paşa tarafından yaptırılan Kuyucu Murat Paşa Camii (1570), XVII. yüzyılda yapıldığı öne sürülen Tekeli Mahmutpaşa Camii, Varsaklı Camii.

Antalya da turizmin gelişmesi ile birlikte Kundu, Boğazkent Beldibi ve Belek Turizm bölgeleri açılmıştır.Antalya ya yazın önemli miktarda turist akın etmektedir.

Antalya’nın ilçeleri ve köyleri:Akseki • Aksu • Alanya • Demre • Döşemealtı • Elmalı • Finike • Gazipaşa • Gündoğmuş • İbradı • Kaş • Kemer • Kepez • Konyaaltı • Korkuteli • Kumluca • Manavgat • Muratpaşa • Serik
Ahırtaş • Akdamlar • Akkoç • Alaylı • Aşağıkaraman • Aşağıoba • Bahtılı • Başköy • Bıyıklı • Camili • Çağlarca • Çamlıca • Çıplaklı • Çitdibi • Dereli • Duacı • Dumanlar • Fettahlı • Gaziler • Geyikbayırı • Gökdere • Göloluk • Hacısekiler • Hisarçandırı • Ilıcaköy • İhsaniye • Karaçallı • Karataş • Karatepe • Kayadibi • Kemerağzı • Kevşirler • Kızıllı • Killik • Kirişçiler • Kovanlık • Kömürcüler • Kurşunlu • Odabaşı • Özlü • Selimiye • Solakköy • Topallı • Üçoluk • Yağca • Yarbaşıçandırı • Yenidumanlar • Yeşilkaraman

Reklamlar

Bu Yazıyı Facebook Twitter Sayfanda Paylaş