Halil Cibran Sözleri

Reklamlar

En Güzel Halil Cibran Sözleri Sayfası – Bu sayfamızda sizlere çok güzel Değişik ve Yeni Halil Cibran Sözleri hazırlamaya çalıştık.. Sizde de burada olmayan farklı Kısa Halil Cibran Sözleri varsa aşağıdaki yorum bölümünden gönderin yayınlayalım.. Buyrun Halil Cibran Sözleri ;

Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz

Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayrı bir şey göremezsin.

İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver.

Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.

Hayatın bütün esrarını çözdüğün vakit ölümü arzularsın. Çünkü o da hayatın sırlarından biridir.

Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.

Sahip olduklarınızdan verdiğinizde çok az şey vermiş olursunuz. Gerçek veriş kendinizden vermektir.

Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.

Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.

‘Tek doğruyu buldum’ değil, ‘Bir doğruyu buldum’ deyin.

Ne gariptir ki toplum olarak,aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana,yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız…

Gerçek, bir çocuğun en içten gülüşü ya da bir sevgilinin öpüşüyle donanmış olarak seslenir bize; ama biz sevginin kapısını onun suratına çarpar ve sanki düşmanımızmış gibi davranırız.
Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

Siz çoksunuz, oysa ben tekim. Bana dilediğinizi söyleyin ve yapın. Dişi koyun gecenin karanlığında kurtların avı olabilir… Fakat kanı, vadinin taşlarında tan ağarıp da güneş yükselene değin duracak !

Vadinin Perileri adlı kitabından alıntı

Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir.

Yoksa, ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir…

Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,
Ne duyabiliyorsun.

Güneşe arkanı dönersen,
ancak kendi gölgeni görürsün.

Dünlerimizin borçlarını ödemek için
yarınlarımızdan ödünç alırız çoğunlukla.

Yüreğin bir volkansa eğer,
avuçlarında çiçekler açmasını
nasıl umabilirsin?

Bana “seni anlamıyorum” demen,
haketmediğim bir övgü,
haketmediğin bir yergidir.

Yanlışlarımızı doğrularımızdan
daha büyük bir coşkuyla
savunmamız ne gariptir!

Kaplumbağalar yollar hakkında
tavşanlardan çok daha fazla şey anlatabilirler.

İnanç, düşünce karavanıyla ulaşılması
imkansız bir vahadır.

Kendimi senin bildiklerinle doldurmuş olsaydım,
bilmediklerini hangi odama yerleştirirdim?

Suskunluğu gevezeden,
hoşgörüyü hoşgörüsüzden
ve kibarlığı kaba olandan öğrendim.
Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime
karşı oldukça nankörüm.

Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında,
duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın.

Her insan iki insandır;
biri karanlıkta uyanık,
diğeri ise aydınlıkta uykudadır.

Ben hem alev,
hem de kuru çalıyım
ve benim bir yanım
diğer yanımı yok etmekte.

Anlayışlı olan beni anlayışlı,
aptal olan ise aptal bulur.
Bence ikisi de haklıdır.

Bir anlaşmazlık, iki zihin
arasındaki en kestirme yol olabilir.

Utangaç bir başarısızlık,
gururlu bir başarıdan daha yücedir.

Hüzün iki bahçe arasındaki
bir duvardır ancak.

Sevincin ya da
kederin büyüdüğünde,
dünya küçülür.

Sevinç ve kederlerimizi
onları deneyimlemeden
çok daha önce seçeriz.

Dostum, sen ve ben
yaşama yabanci kalacağız;
ve birimiz diğerine
ve her birimiz kendine,
ta ki senin konuşup
benim dinleyeceğim güne dek
senin sesini kendi sesim sayarak,
ve senin önünde dikileceğim ana dek,
bir aynanın önünde durduğumu düşünerek.

Cömertlik, bana senden daha çok gereksindiğimi değil,
benden daha çok gereksindiğini vermendedir.

Eğer insanlara boş elimi uzatır
ve bir şey alamazsam çok üzücü;
ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp
kabul edecek kimseyi bulamamamdır.

Sadece bir aptal ve bir dahi
insanların koyduğu kuralları çiğner,
ki onlar Tanrı’ nın kalbine en yakın olanlardır.

Düzenbazlık bazen başarılı olur,
ama her zaman kendini öldürür.

Şeytan sen doğduğun gün öldü.
Artık bir melekle karşılaşmak için
cehennem azabı çekmek zorunda değilsin.

En özgür ruh bile
fiziksel gereksinimlerden kaçamaz.

Diğer yanımla hiç bir zaman
tam bir uyum içinde olamadım.
Görünen o ki maddenin özü
aramızda uzanmakta.

Diğer yanın daima senin için üzülür.
Ama o zaten acıyla beslendiği için bir sorun yok.

İyi ve kötü hakkında söylenen her şey doğruysa,
benim yaşamım uzun bir suçtan ibaret olmalı.

Gözlerindeki kini dudaklarındaki gülümsemeyle
örtmeye çalişan biri ne kadar da aptaldır.

Yalnız benden aşağı olan
beni kıskanabilir veya nefret eder.
Ne kıskanıldım, ne de nefret edildim;
çünkü kimseden üstün değilim.
Yalnız benden üstün olan
beni övebilir, ya da hor görür.
Ne övüldüm, ne de hor görüldüm;
çünkü kimseden aşağı değilim.

Yaşam bana altın sunarken
sana gümüş verdiğimde
kendimi cömert sayıyorsam
ne kadar cimri olmalıyım.

Eğer sırrını rüzgara açarsan,
sırrını ağaçlara söyledi diye
rüzgarı suçlayamazsın.

İnsanın kürsüsü
suskun yüreğindedir;
geveze aklında değil.

Gerçeğe kulak veren
gerçeği dile getirenden
daha az değerli değildir.

Gerçekte biz kendi kendimizle konuşuruz;
ama ara sıra diğerleri de bizi işitebilsin
diye sesimizi yükseltiriz.

Sonsuzluğu özlüyorum,
çünkü orada yazılmamış şiirlerim
ve boyanmamış resimlerimle buluşacağım.

En acınacak kişi, düşlerini
altın ve gümüşe dönüştürmüş olandır.

Ölüm de, tıpkı yaşam gibi, yaşlıya
yeni doğandan daha yakın değildir.

Evet, bir Nirvana var;
o, koyunlarını yeşil
bir otlağa yaymanda,
çocuğunu uyutmanda ve
şiirinin son dizesini yazmandadır.

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
kumla köpüğün arasında.
Yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
rüzgar köpüğü önüne katacak,
ama denizle kıyı daima kalacak.

Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

Anımsamak bir tür buluşmadır.
Unutmak ise bir tür özgürlük.

Yüreğimdeki mühür
kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

Sevgililer birbirlerinden çok
aralarındakini kucaklarlar.

Arkadaşlık her zaman için
tatlı bir sorumluluktur,
asla bir fırsat değil.

Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
İşte böyle bir anda
ya güneş altında çıplak danset,
ya da çarmıhını taşı.

İnsanlık, sonsuzluğun dışından
sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

Şafağa ancak
gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

Gariptir ki,
kimi zevklerin tutkusudur,
acılarımızın bir kısmını oluşturan.

Kişinin hayal gücüyle,
düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe,
yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

Cennet orada,
şu kapının ardında,
hemen yandaki odada;
ama ben anahtarı kaybettim.
Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
toprak üzerinde uyuyanlarınkinden
daha güzel olmadığı gerçeğinde,
yaşamın adaletine olan inancımı
yitirmem mümkün mü?

Bana kulak ver ki,
sana ses verebileyim.

Karşindakinin gerçeği
sana açıkladıklarında değil,
açıklayamadıklarındadır.
Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
söylediklerine değil,
söylemediklerine kulak ver.

Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.

Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
sessiz erdemlerimi eleştirmeye
başladığında doğdu.

Bir gerçek her zaman bilinmek,
ama ara sıra söylenmek içindir.

İçimizdeki gerçek olan sessiz,
edinilmiş olan ise gevezedir.

İçimdeki yaşamın sesi,
senin içindeki yaşamın
kulağına ulaşamaz.
Yine de kendimizi yalnız
hissetmemek için konuşalım.

Sözcüklerin dalgası
hep üstümüzde olsa da,
derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

Yaşam kalbini okuyacak
bir şarkıcı bulamazsa,
aklını konusacak
bir filozof yaratır.

Zihnimiz bir süngerdir,
yüreğimizse bir nehir.
Çoğumuzun akmak yerine,
sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

Eger kış,
“Baharı yüreğimde saklıyorum”
deseydi, ona kim inanırdı?

Her tohum bir özlemdir.

Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir.
Arkasındaki gerçeği görürsün,
ama cam seni gerçekten ayırır.

Haydi seninle saklambaç oynayalım.
Yüreğime saklanırsan eğer,
seni bulmak zor olmaz.
Ancak kendi kabuğunun
ardına gizlenirsen,
seni bulmaya çalışmak
bir işe yaramaz.

Neşeli yüreklerle birlikte
neşeli şarkılar söyleyen
kederli bir kalp ne kadar yücedir.

Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

Hayır, boşuna yaşamadık biz!
Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

Özel ve ayrımcı olmayalım.
Unutmayalım ki, şairin aklı da,
akrebin kuyruğu da gururla
aynı yeryüzünden yükselir.

Evim der ki, “Beni bırakma,
çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.”
Yolum der ki, ” Gel ve beni izle,
çünkü ben senin geleceğinim.”
Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,
“Benim ne geçmişim,
ne de geleceğim var.
Eger kalırsam,
kalışımda bir ayrılış vardır;
gidersem,
ayrılışımda bir kalış.

Yalnızca sevgi ve ölüm
her şeyi değiştirebilir.”

Daha dün, yaşam küresi içinde
uyumsuzca titreşen bir kırıntı
olduğumu düşünürdüm.
Şimdi biliyorum ki,
ben kürenin ta kendisiyim,
ve uyumlu kırıntılar halinde
tüm yaşam içimde devinmekte.

Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde,
ve nedenini bilmeden kederlendiğinde,
işte o zaman büyüyen her şeyle
beraber büyüyecek, ve
üst benliğine uzanacaksın.

Ağaçlar yeryüzünün
gökkubbeye yazdığı şiirlerdir.
Ama biz onları devirir ve
boşluğumuzu kaydedebilmek için
kağıda dönüştürürüz.

Güzelliğin şarkısını söylersen eğer,
çölün ortasında tek başına olsan bile
bir dinleyicin olacaktır.

Esin daima şarkı söyler;
asla açıklamaya çalışmaz.

En büyük sarkıcı,
sessizliğimizin şarkısını söyleyendir.

Eğer ağzın yemekle doluysa
nasıl şarkı söyleyebilirsin?
Ve eğer elin altınla yüklüyse,
şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?

Sözler zamansızdır.
Onları zamansızlıklarını bilerek
söylemeli ya da yazmalısın.

Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir.
O, kanayan bir yaradan
veya gülümseyen bir ağızdan
yükselen bir şarkıdır.

Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

Siz çoksunuz, oysa ben tekim. Bana dilediğinizi söyleyin ve yapın. Dişi koyun gecenin karanlığında kurtların avı olabilir… Fakat kanı, vadinin taşlarında tan ağarıp da güneş yükselene değin duracak !

Vadinin Perileri adlı kitabından alıntı

Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir.

Yoksa, ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir…

Bir adam bir düş gördü ve uyandığında yorumcuya giderek düşünü kendisi için yorumlamasını istedi. Yorumcu adama dedi ki, bana uyanıkken gördüğün düşlerle gel ki anlamlarını söyleyebileyim. Ama uykunun düşleri ne benim bilgeliğime aittir ne de senin imgelemine…

Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim. 7 Haziran 2007

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,
Ne duyabiliyorsun.

Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz

Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayrı bir şey göremezsin.

İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver.

Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.Günün sözü 22 Kasım 2006

Hayatın bütün esrarını çözdüğün vakit ölümü arzularsın. Çünkü o da hayatın sırlarından biridir.

Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.

Sahip olduklarınızdan verdiğinizde çok az şey vermiş olursunuz. Gerçek veriş kendinizden vermektir.

Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.

Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.

‘Tek doğruyu buldum’ değil, ‘Bir doğruyu buldum’ deyin.

Her erkek iki kadına aşık olur. Biri hayallerinde yarattığı diğeriyse henüz doğmamış olandır.

Ne gariptir ki toplum olarak,aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana,yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız…..

Almitra sözü aldı ve sordu:
— Peki üstad; evlilik nedir?
Cevap söyle geldi:
— Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.Tanrı’nın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgarları aranızda dansedebilsin…birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun… birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin; ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın… birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir… birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler… 17 Şubat 2008

Evim der ki, “Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.” Yolum der ki, “Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.” Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, “Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Esin daima şarkı söyler; asla açıklamaya çalışmaz.

Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir. O, kanayan bir yaradan veya gülümseyen bir ağızdan yükselen bir şarkıdır.

Bana “seni anlamıyorum” demen, haketmediğim bir övgü, haketmediğin bir yergidir.

Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

Suskunluğu gevezeden, hoşgörüyü hoşgörüsüzden ve kibarlığı kaba olandan öğrendim. Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime karşı oldukça nankörüm. 25 Ağustos 2010

Anlayışlı olan beni anlayışlı, aptal olan ise aptal bulur. Bence ikisi de haklıdır.

Evet, bir Nirvana var; o, koyunlarını yeşil bir otlağa yaymanda, çocuğunu uyutmanda ve şiirinin son dizesini yazmandadır.

Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.

Hayatın öyle geniş ve büyük boşlukları vardır ki,can buralarda dolanırda,bu süre,insanoğlunun kendi buluşu olan zaman tarafından ölçülemez.

Bu Yazıyı Facebook Twitter Sayfanda Paylaş