Mehmet Akif Ersoyun Söylediği Sözler

Reklamlar

Mehmet Akif Ersoyun Söylediği Sözler – Mehmet Akif Ersoy o kadar güzel sözler ve o kadar da ders almamız gereken anılar bırakmış ki bize sadece bir kaçını okumak anlayanlara çok şey anlatacaktır. İşte Mehmet Akif Ersoyun Söylediği Sözler ;

Mahmet Akifin söylediği sözlerden sonra Mehmet Akif Ersoy ile yapılan Son Roprtajı yayınlacağız. Lütfen dikkatlice okuyun bu dehayı ve üstün zekası ile söylediği sözleri.

■Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz.
■Budur cihanda en beğendiğim meslek; sözün odun olsun hakikât olsun tek.
■Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer yedi iklimi cihanın duruyor karşısında, Ostralya ile beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk; sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
■Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem…
■Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır.
■Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
■Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.
■Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır. Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.
■Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor.
■Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? Mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahı?
■Yumuşak huylu isem kim demiş uysal koyunum; kesilir belki ama çekmeye gelmez boynum. 2 Temmuz 2007
■Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
■Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
■24 saatden birini hakka vermeyen insan denilir mi?
■Hayal ile yoktur alışverişim,İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.
■Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter.

■Tükürün cephe-i lâkaydına şarkın, tükürün,
Kuşkulansın, görelim gayretleri halkın,

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere,

Tükürün onlara alkış tutan kahpelere!..

■Felakete sabreyleyenler insandır.

■Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir,
Çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir

■Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına,
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına,

İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak nede fal bakmak için

■Hakiki bahtiyar ancak o ademdir ki, dünyadan
■Giderken mamelek namıyle terk eyler büyük bir nam.
■Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır
■Fazilet hıssi insanlarda Allah korkusundandır.
■Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım:
■Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
■Hayat için elzem hayatı istihkar.
■Hürriyetin, hakkın masun oldukça insansın.
■Göz, yumulmakla kör olmaz.
■“Tarih”i “tekerrür” diye ta’rif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.

■Bize, Asım, ne şunun yumruğu lazım, ne bunun;
Birinin pençesi ister yalnız: kanunun.

■Gamsız insanlara eğlence gelirmiş yaşamak;
■Yüreğin hisli mi işkencedesin, talihe bak.
■Adam mısın? Ebediyen cihanda hürsün, gez. Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
■Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
■Hangi çılgın bize zincir vuracakmış şaşarım.

■Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.
■Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın.
■Artık ikiyüzlüleri sevmeye başladım. Çünkü yaşadıkça yirmiyüzlü insanlar görmeye başladım.
■Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak, alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
■Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir, Çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir.
■Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.

Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter. Tükürün cephe-i lâkaydına şarkın, tükürün, Kuşkulansın, görelim gayretleri halkın, Tükürün milleti alçakça vuran darbelere,

Tükürün onlara alkış tutan kahpelere!.. Felakete sabreyleyenler insandır. Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir, Çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına, Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına, İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okunmak nede fal bakmak için Hakiki bahtiyar ancak o ademdir ki, dünyadan

Giderken mamelek namıyle terk eyler büyük bir nam. Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır Fazilet hıssi insanlarda Allah korkusundandır.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım: Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. Hayat için elzem hayatı istihkar. Hürriyetin, hakkın masun oldukça insansın. Göz, yumulmakla kör olmaz.

“Tarih”i “tekerrür” diye ta’rif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.

Bize, Asım, ne şunun yumruğu lazım, ne bunun; Birinin pençesi ister yalnız: kanunun.

Gamsız insanlara eğlence gelirmiş yaşamak; Yüreğin hisli mi işkencedesin, talihe bak.

Adam mısın? Ebediyen cihanda hürsün, gez. Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bize zincir vuracakmış şaşarım.

Ve Onunla Yapılan Son Ropörtaj

Günün birinde sessiz sedasız yola revan olarak vatan ufuklarını aşan şair Mehmet Akif, tam on bir yıl süren bu uzun seferin sonunda,işte bembeyaz bir hastane odasının bembeyaz bir yatağında solgun,mecalsiz ve bitap yatıyor.Başucundaki sandalyeye oturdum. Ak kılların çerçevelediği bu sapsarı yüze,bu gevşemiş,şarkmış çizgilere bu yorgun ve dalgın gözlere bakıyorum, zaman denen şeyin kudretini hayat denen efsanenin sırrını bilmek istiyorum,sonra yavaşça soruyorum
-Özledin mi bizi üstat ?
dudaklarını hiç kıpırdatmasaydı hiç ses çıkarmasaydı bile,bu zehir gibi gülümseyişiyle her şeyi söylemiş olurdu.
Özlemek mi oğlum..Özlemek mi ?
Bu acının büyüklüğünü bir daha kendi içinde görmek ister gibi gözlerini yumdu, sonra kesik kesik konuştu;
Mısır’dan üç gecede geldim. Bu üç gece otuz asır kadar uzun sürdü..Orada on bir yıl kaldım ..fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım çıldırırdım…

-Hasret

Kupkuru dudaklarında kendi gibi solgun bir ses sızıyor;

-….Çok acı…

-Ya kavuşmanın sevinci ?

-Onu sorma oğlum…Onu ben kendi kendime bile soramıyorum..ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm.hiç bir şey göremedim.

-Ve kendi kendine söylüyor;

-Cennet gibi yurdumdayım ya..Çok şükür.

Hastalığı akla geliyor;

Karaciğerim, dalağım şişmiş..geldik, yattık burada .Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak?

Eski hatıralarını deşiyorum.Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Ankara istasyonunda karşılaşışımız hatırlıyorum.

Evet diyor.İstanbul’dan, mücahede aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım.Üsküdar’dan araba ile şimdi ismini hatırlayamadığım bir köye gittik, oradan’Cuma’yı tuttuk.O zaman Adapazarı’nda karışıklıklar vardı, kenarında geçtik, kah öküz arabalarıyla, kah beygirlerle lefke’ye geldik ve trenle Ankaraya ulaştık..

Ankara Yarabbi ne heyecanlı gün..Ya Sakarya günleri..fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla ye’se düşmedik. Zaten başka türlü çalışabilir miydi ? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz..Fakat imanımız büyüktü’

Yorgun ,susuyor..

-İstiklal marşı`nı nasıl yazdınız ?

Yavaşça yatağında doğruluyor, yastıklara yaslanıyor sesi birden canlanıyor;

-Doğacaktır, sana vaat ettiği günler hakkın!…

Bu ümitle, imanla yazılır.O zamanı düşünün..İmanım olmasaydı yazabilir miydim.zaten ben,başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez.İçimde ne varsa,bütün duygularım yazılarımdadır..Şu var ki’İstiklal Marşı`nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır’

Ve gözleri, yemyeşil Şişli sırtlarında, dilinde bir dua gibi aynı nağme titriyor.

Kim bilir belki yarın,belki yarından da yakın

-Ya büyük zafer üstadım..O anda ne duydunuz ?

Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeniden canlanmış gibi nereden geldiği bilinmez bir ışıkla gözlerinin içi gülerek;

-Ah diyor;

Ve bir lahza bırakıyor kendini bu essiz sevincin koynuna..Dalıyor

Ve ,sesini ta içiten dudaklarına dökülüşünü seziyorum;

-Allahım ne muazzam zaferdi o’ ortalık hercümerç oldu… Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Tekrar gözlerini yumuyor.

-ve biz mest olduk !…

-O zaman bir şey yazmadınız mı ?

-Artık benim ne düşünecek,ne duyacak,ne yazacak hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı… Bizim dilimiz tutulmuştu.Ordu, bizzat yazıyordu.

Üstadı ziyarete gelenler, görüşmemize ikide bir birde fasıla veriyorlar.Hastabakıcı hemşirenin getirdiği yemek tepsisi odayı bir parça boşaltıyor,şimdi ,o ağır ağrı çorbasını içerken bir yandan da benimle konuşmak nezaketini gösteriyor;

-Mısırda nasıl vakit geçirdiniz ?

-Kahire’nin yirmi beş kilometre cenubunda Helvan vardır. Sakin asude bi köşedir. Orada oturdum.

Zaten,tab’an münzevi bir adamım.gürültüyü sevmem.İstanbul’da iken de böyle idim. Mısır’da da darülfunun işi çıkıncaya kadar Helvan ‘da yaşadım.son zamanlarda kahireye indim.

-Sevdiniz mi mısır’ı ?
-Var güzel tarafları var.. Bilhassa kışın..hoş yazın da sıcak iklimlerde bulunduğum için muzdarip olmazdım.Orada sıcak da sürekli değişir, evler de ona göre yapılmıştır. En sıcak günlerde odaların harareti yirmi sekiz, otuzdan fazlaya çıkmaz..fakat bir yaz günü İstanbul… Bu doğup büyüdüğüm ,büyün dostlarımın yaşadıkları İstanbul, hele Boğaz gözlerimin önüne gelince…

-Mısır’da neler yazdınız ?

Geçmişten adam hisse kaparmış..Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi ?

Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi ?

Ve üstadın Helvan’sa yazdığı

‘Firavunla Yüz Yüze’s,nden şu son parçayı alıyorum;

Bileydim,ey koca Mısır’ın ilahi uryanı!

Mezara, heykele ait bütün bu velveleler

Bekan için mi hakikat ? Meramın oysa, heder;

Evet, bütün beşerin hakkıdır beka emeli

Fakat bu hakı ne taştan, ne leşten istemeli!

-Kolay mı yazarsınız ?

dudaklarına götürdüğü bardağı yana çekerek;

-hayır..diyor

Ve suyunu içtikten sonra, devam ediyor;

-Çok uğraşırım..Epeyi çalışırım..Mevzuu uzun boylu kafamda işlerim..nihayet kağıt üzerine naklederken de hayli yorulurum..

-zevklerinizi sorabilir miyim üstadım ?

Hafifçe gülümsüyor.ve ‘ zevk’ diye dünyada bir şey var mı der gibi yüzüme bakıyor;

-Zevk mi.Benim zevklerim mi ? eğer sevdiği eserleri okumak, hoşlandığı mevzuları yazmak için uğraşmak, nihayet düşünmek, yapayalnız, bir köşeye çekilerek, sessiz sedasız düşünmek bir zevkse..eh benim de zevklerim var demektir.

Çorbasından başka bir şeye el sürmeyen şaire, hastabakıcı hemşire, yalvaran bir sesle öteki yemekleri gösteriyor.;

Siz yorulmayın..ben vereyim.

-Yiyemeyeceğim..

-Bir parça sütlaç..

-Mümkün değil..Rica ederim ısrar etmeyin..

ve bana dönüyor.

Eskiden beri yemekle başım hoş değildir..Sigara da içmem..

Şimdi doktorlar zorla ye deyip duruyorlar..zorla ne olur ki, yemek yenebilsin.

Tekrar yatağına geçince, ben de vedaya hazırlanıyorum.ve ayak üstünde soruyorum:

-Neler yazacaksınız?

-biraz kendime gelirsem,yazacak şeylerim hazır..

eliyle birkaç defa başına vuruyor.

-Var kafamda hazırlanmış mevzularım

-Ya en son yazınız ?

-Mısır’da geçen sene bir resmimi çekmişlerdi. Güneşli bir hava idi gölgem de upuzun,kumlarda duruyordu.Bu resmin altına şöyle yazmıştım;

Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiç biri yok

Sen mi kaldın yalnız, kafileden böyle uzak

Postu sermekse meramın yola, serdirmezler

Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak

Ve kupkuru kalın dudaklar birbirine yapışıyor

Bu Yazıyı Facebook Twitter Sayfanda Paylaş