Mirac mucizeside diyebilceğimiz o gece neler yaşanmış ve nasıl geçmiştir diye kendi kendime sorduğum bir anda Dr. Vehbi Karakaş’ın bir yazısını okudum ve sizlerle paylaşmak istedim.
Dr. Vehbi Karakaş; Mirac gecesi, Peygamberimizin Mekke’de bulunduğu bir sırada uyku ile uyanıklık arası bir halde iken Cebrail’in (as) gelip, Peygamberimizi ameliyat ettiği, kalbini açıp zemzem ile yıkadığı, içi hikmet ve iman dolu altından bir tas getirip içindeki hikmet ve imanı Hz. Peygamber’in kalbine boşalttığı sonra da üzerini kapattığı bir gecedir.
Mirac gecesi, Kâinatın Efendisi sevgili Peygamberimize Cennet’ten, katırdan küçük, merkepten büyük, şimşek gibi çakan, yıldırım gibi uçan, adımını gözün gördüğü en uzak noktaya atan ak bir Burak’ın getirildiği, Peygamberimizin ona bindirildiği, Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e götürüldüğü, Burak’ı mescidin kapısına bağlayıp içeri girdiği, orada iki rekat namaz kıldığı, bir rivayete göre de orada hazır bulduğu bütün peygamberlere imam olup iki rekat namaz kıldırdığı ve bütün peygamberlerin varisi kılındığı, çıkınca Cebrail tarafından birisinde süt, birisinde şarap olmak üzere iki kadehin sunulduğu, Peygamberimizin onlara baktıktan sonra sütü tercih etmesi üzerine Cebrail’in: “Hamd olsun o ALLAH’a ki seni fıtrata uygun olana yönlendirdi. Şayet şarabı alsaydın ümmetin azıp sapardı!” dediği bir gecedir. Mirac gecesi, Peygamberimizin, Mescid-i Aksâ’dan Mirac ile, yani manevî bir asansörle yedi kat göklere çıkarıldığı, her katta gezdirilip bir peygamberle görüştürüldüğü bir gecedir. Hz. Peygamber (sas), göklere doğru yükselirken birinci katta Adem, ikinci katta İsa ve Yahya, üçüncüde Yusuf, dördüncüde İdris, beşincide Harun, altıncıda Musa, yedincide İbrahim’le (aleyhimüsselam) karşılaştığı, İbrahim Peygamber’i (as) Beytü’l-Ma’mûr’a sırtını dayamış dururken bulduğu bir gecedir.
Cennetlik ve cehennemlikler
Mirac gecesi, Peygamberimizin, göğün birinci katında ziyaret ettiği insanlığın babası Âdem’in (as) sağ ve solunda birtakım karaltılar gördüğü; sağına bakınca güldüğüne, soluna bakınca ağladığına şahid olduğu, Cebrail’e (as):
“Bunlar niçin ağlar, niçin güler?” diye sorduğu; Cebrail’in de (as):
“Bu karaltılar çocuklarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler cehennemliktir. Onun için sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar.” diye cevap verdiği gecedir.
MİRAÇ OLAYI
Yine Kur’an da geçmediği halde Yahudilerin kendi peygamberini üstün göstermek, için Uydurdukları bir hadisle gündeme gelmiştir.
Bakınız Kur’an İsra suresinin birinci ayeti kerimesinde geçen şunlardır.
17/1- Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir
Mevdudi tevfimil kur’an isimli eserinde bu olayı şöyle açıklamıştır.
1_Bu ayette değinilen olay, “Mi’rac” ve “İsra” olarak bilinmektedir. Sahih hadislere göre bu olay Hicret’ten bir yıl önce meydana gelmiştir. Hadis ve diğer siyer kitaplarında çok sayıda (25) Sahabeden bu konunun ayrıntılarını anlatan rivayetler nakledilmektedir. Enes bin Malik, Malik bin Se’se’e, Ebu Zer Gıfari ve Ebu Hureyre (Allah hepsinden razı olsun) olayın ayrıntılarını rivayet etmişlerdir. Bunların yanısıra Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Abbas, Ebu Said el-Hudri, Huzeyfe bin Yeman, Hz. Aişe vs. (Allah hepsinden razı olsun) olayın bazı bölümlerin nakletmişlerdir.Bu ayette Kur’an, yolculuğun sadece bir bölümünü, Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gidişi anmaktadır. Burada anlatıldığı üzere bu yolculuğun gayesi Allah’ın kuluna bazı ayetlerini göstermek istemesidir. Kur’an bundan başka ayrıntılara değinmez, fakat biz diğer ayrıntıları hadislerden öğrenmekteyiz:Bir gece Cebrail (a.s) , Hz. Peygamberi (s.a) Burak üzerinde, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdü. Hz. Peygamber (s.a) orada diğer peygamberlerle birlikte namaz kıldı. Daha sonra göğün çeşitli tabakalarına yükselen peygamberimiz orada bazı büyük peygamberlerle karşılaştı. En sonunda göğün en yüksek tabakasına ulaştı ve Allah’ın huzuruna çıktı. Başka önemli emirlerin yanısıra beş vakit namaz da işte burada emredildi. Daha sonra Peygamber (s.a) Mescid-i Haram’a geldi. Bir çok hadise göre bu yolculuk sırasında ona (s.a) cennet ve cehennem de gösterilmiştir. Güvenilir hadislerden öğrendiğimize göre Hz. Peygamber (s.a) ertesi gün bu olayı anlattığında Mekkeli müşrikler onunla alay ettiler ve müminlerden bazıları da bunda şüpheye düştüler.Yukarıda belirtilen hadislere dayanan ayrıntılar Kur’an’da verilen ayrıntılara yapılan eklemelerdir. Bu nedenle hadislerde değinilen ayrıntılar, Kur’an’a ters olduğu gerekçesi ile reddedilemez. Bununla birlikte, bir kimse eğer hadislerde belirtilen ayrıntıları reddederse o kafir olmaz. Ancak Kur’an’daki ayrıntıları reddederse kafir olur.Bu yolculuk (Mi’rac) hakkında bir çok farklı görüşler vardır. Bazıları bunun rüyada meydana geldiği görüşündedirler; Bazıları ise olay sırasında Hz. Peygamber’in (s.a) tamamen uyanık olduğu ve bedeni ile birlikte yolculuk ettiğini söylerler; bazıları ise bunun sadece Hz. Peygamber’e (s.a) gösterilmiş mistik bir görüntüden öte bir şey olmadığını söylerler. Fakat bu ayetin başlangıç sözleri: “Kulunu… götüren o (Allah) yücedir”, bunun Allah’ın sınırsız gücü ile meydana gelmiş olan doğa-üstü bir olay olduğunu göstermektedir. Eğer olay sadece mistik bir görüntüden ibaret olsaydı ayet, bu olayı meydana getiren varlığın her tür zayıflık ve eksiklikten uzak olduğunu gösteren “subhane” ifadesi ile başlamazdı. Yine “Kulunu bir gece… götüren” sözleri, bunun sadece bir görüntü veya rüya olmadığını, bilakis Allah’ın Peygamberi’ne (s.a) ayetlerini gösterdiği fiziksel ve bedensel bir yolculuk olduğunu göstermektedir. Bu nedenle herkes, bunun sadece ruhsal bir deneyim olmayıp, Allah’ın Peygamber’i (s.a) için hazırladığı fiziksel bir yolculuk ve bir gözlem olduğunu kabul etmelidir.Bazı kimselerin bu olayı imkansızmış gibi görmeleri çok gariptir. İnsanın sınırlı -hem de çok sınırlı- güçleri ile Aya ulaşmayı başardığı bir zamanda, Allah’ın sonsuz ve sınırsız gücü ve kudreti ile Rasûlü’ne (s.a) kısa bir zaman içinde bu yolculuğu yaptırabileceğini inkar etmek çok saçmadır.Herşeyin ötesinde, bir şeyin mümkün olup olmadığı konusundaki soru sadece sınırlı güçlere sahip olan insan hakkında geçerli olur. Fakat her şeye kadir olan Allah söz konusu olduğunda bu tür sorular sorulamaz. Sadece Allah’ın her şeye kadir olduğuna inanmayan bir kimse, Allah kendisi, kulunu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdüğünü söylediği halde bu olağanüstü olaya itiraz edip inkar edebilir. Aynı şekilde, hadislerde geçen ayrıntılara yöneltilen itirazlar da, ikisi dışında, çok basit ve saçmadır:Birinci itiraz şudur: Eğer hadislerdeki ayrıntıları kabul edecek olursak o zaman Allah’ın belirli bir yer ile sınırlı olduğunu kabul etmemiz gerekecektir; aksi takdirde bu amaçla kulun belli bir yerden başka bir yere götürülmesine gerek olmazdı. Bunun yanısıra hadislerin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a) bu yolculuğunda cennet ve cehennemi, orada azap çeken insanları görmüştür. Buna yöneltilen itiraz da şöyledir: Neden bazı insanlar kıyametten sonra kurulacak mahkemeden önce azap çekmekte veya mükafat görmektedirler?Birinci itirazı ele alırsak, elbette Allah sınırsız ve sonsuzdur. Fakat O, kullarıyla münasebet kurduğunda, kullarının eksik ve zayıf yaratılışlarına uygun araçlar kullanır. Bu O’nun kendi eksikliği nedeniyle değil, kullarının zayıflık ve eksiklikleri sebebiyledir. Örneğin O, yarattıklarından herhangi biriyle konuştuğu zaman, kendisinin konuşmasında sınırlama söz konusu olmamasına rağmen kulunun anlayacağı sınırlı konuşma şeklini kullanır. Aynı şekilde O, kuluna mülkünün muhteşem ayetlerinden bazılarını göstermek istediğinde, onu ayetlerin bulunduğu mekana götürür. Elbette kul, Allah gibi evrende var olan ayetlerin tümünü görmeye güç yetiremez. Çünkü Allah’ın bir şeyleri görmek için bir yere gitme gibi bir ihtiyacı yoktur, fakat kul bunu yapmak zorundadır. Aynı şey kulun Allah’ın huzuruna çıkması için de geçerlidir. Gerçi Allah herhangi bir mekanla sınırlı değildir, fakat kul, O’nun huzuruna çıkmak için, O’nun ayetlerinin çok yoğun olduğu bir yere gitmelidir. Çünkü kul, sınırlı güçleri ile O’nun sonsuz ve sınırsız huzuruna varamaz.İkinci itiraza gelince, bu da Hz. Peygamber’e (s.a) gösterilen bir çok ayetin sembolik olduğu konusunu anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Örneğin bir çukurdan şişman bir öküzün çıkması, fakat tekrar içeri girememesi fitnenin somutlaştırılmış bir halidir. Aynı şekilde zina yapanlar, Hz. Peygamber’e (s.a) önlerinde taze et olduğu halde, çürük ve kokmuş et yerken gösterilmişlerdir. Buna benzer bir şekilde kötülüklere verilen cezalar da ona ahirette verilecek olan cezaları önceden görebilmesi için sembolik bir şekilde gösterilmiştir.Mi’rac’la ilgili olarak, Allah’ın Peygamberi’nden her birine derecelerine göre yerdeki ve gökteki ayetlerini gösterdiği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla tüm maddi perdeler kaydırılmış ve onlar insanları davet edecekleri gaybi gerçekleri çıplak gözle görmüşlerdir.Bu, Peygamberlerin gözleriyle gördükleri şeyleri tam bir “ayne’l-yakin” içinde başkalarına anlatabilmesi içindir. Çünkü bu deneyim onları, tüm teorilerini zanna dayandıran ve iddia ettiklerini müşahade edemeyen filozoflardan ayırır. Filozofların aksine Peygamberler insanlara sundukları şeyler konusunda şehadet edebilirler, çünkü onları kendi gözleriyle görmüşlerdir
Bazı müfessirler de başka bir hadisle bu olayı açıklarken Bir gece Cebrail bir burakla peygamberimizin yanına geliyor Burak bir göt atıyor, bir göt atıyor, Cebrail ya Burak ne yapıyorsun bu senin yanındaki ahir zaman peygamberi deyince, Burak sakinleşiyor . Copur copur terliyor. ve peygamberi üzerine bindiriyor göğün değişik katmanlarından geçerek değişik peygamberlerle görüşerek en sonunda sidretil müntehaya varıyorlar. Cebrail diyor ki ben buradan ileriye ben gidemem sen buradan ileriye yalnız gideceksin. Allah resulü yalnız olarak , Allah ın yanına varıyor. Ve orada uzun konuşmalardan sonra elli vakit namaz emrediliyor ve geri dönüyor. Tekrar Hz. Musa peygamberle karşılaşıyor Hz. Musa peygamber soruyor ne yaptın ya Muhammed deyince Allah benim ümmetime elli vakit namaz emretti deyince, Hz Musa hemen irkiliyor senin ümmetin bu elli vakit namazı götürmez diyor , Ahir zaman peygamberi bir düşünüyor hakikaten ümmetim bu kadar çok namazı kılamaz diyor .Hz. Musa git namazı Allah ile tekrar görüş vakit sayısını indirsin diyor . Tekrar izinin üzerine ahir zaman peygamberi geri dönerek , Allah ın yanına gelerek uzun bir pazarlıktan sonra namazı beş vakide indirttiriyor Hz Musa peygamberin yanına geldiğinde ne yaptın ya Muhammet diyor. Namazı Beş vakit’ e kadar düşürttüm deyince tamam şimdi senin ümmetin bu namazı götürebilir onayını verdikten sonra yeryüzüne iniyor
İşte miraç ile ilgili olay Kur’an’ın Dışındaki kaynaklarda böyle Anlatılıyor.
Şimdi Bu Olayı Kur’an’dan incelemeye çalışalım.
17/1” 1- Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir
Kur’an da Bütün gökyüzünü gezdirip uzun bir yolculuk ve uzun bir pazarlık sonucu elli vakit namazın beş vakit namaza indiriliş hikmeti bu ayettir.. Allah Kur’an da peygamberin yerini ve konumunu belirlerken onlara bir değer vermiştir. Kim Allah’ın Yerine koyduğu değeri onun altına veya üzerinde bir değere yükseltip indirirse zulmetmiş olur
69/44Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı
69/45 Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
69/46” Sonra onun can damarını elbette keserdik
Bu Ayetlere göre bir peygamberin Allah ile pazarlık yaparak elli vakit namazı beş vakit ‘e indirme şansı yok. Bu Sebeple Sahih Hadis diye nakledilen uydurma sözü peygamber söyleyemez ve söyleyemez. De.
Diğer taraftan En Büyük Peygamber diye Söylendiği halde Hz Musa peygambere tekmil vererek Onun yön vermesiyle hareket etmesi kendi kendilerinin din anlayışı ile tezat teşkil eder.
Diğer Bir Uygun Olmayan Anlayış da Namaz Emri ilk İnsanın ilk peygamberin varoluşuyla beraber emredilmiştir. Peygamberler arasındaki dinlerde hiçbir farklılık yok hepsi Allah tarafından gönderilmiştir Hepsinin adı müslümandır. Bakınız Kur’an daha önceki peygamberlere de namazın emir edildiğini söylüyor.
10/87- Musa ve kardeşine (şöyle) vahy ettik: “Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri de müjdele.
Daha öncede anlattığımız gibi Kur’an daki bir ayetin kastettiği manayı anlayabilmek için Kur’an’ın Her tarafından haberdar olmak lâzımdır. Zaten Kuran , Kendi bütünlüğü içerisinde çelişkisizdir. Eğer Söylenen bir sözün, Kur’an’ın Kendi bütünlüğü ile çelişen bir tarafı Olduğu zaman onu izleyen bir şihab ortaya çıkar
72/9”- “Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.”
Demek ki Kur’an’ın Dışındaki gelen bilgiler bize doğruyu anlatmaktan uzaktır. Şimdi Ayet bize Kur’an içerisinde neleri anlatmak istiyor . ona bir bakalım. Kur’an’ın Anlattıklarında , Fıtrat dinini hanif dinini zedeleyen Hiçbir şey yoktur. Peygamberlerin Yaşayışları savaşları barışları, hep evreninin yasasına göre olagelmiştir. Öyle Hiçbir peygamber olağan üstü harikulade bir mucize göstermemiştir. Sadece onları diğer insanlardan ayıran özellik, Allah’tan vahiy almasıdır.
17/93- “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.” De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?”
Burada yeri gelmişken Peygamberin Yerini ve konumunu izah etmeden bu olayın anlaşılması mümkün olmaz kanaatindeyim.
Gönderen Ali Rıza Borazan