Halk Şiirleri

Reklamlar

Halk ozanları ve şairleri tarafından yazılmış halk şiirlerine örnekleri ile ulaşabilirsiniz. Bu sayfamızda ünlü şairlerden halk şiirleri kısa, halk şiirleri uzun, halk ile ilgili şiirler, en güzel halk şiirleri sizler için olanlarını yayınladık.

Halk Şiirleri Özellikleri
Halk kültürü ulusal kültürün en önemli, en verimli kaynaklarında biridir. Halk şiiri ise bu kaynakların en etkin, en yaygın ve özgün kollarındandır. Halk şiirinin genellikle sözlü bir etkinlik olması ve egemen çevrelerce küçümsenmesi onun yazılı kaynaklara geçmesini kısıtlamıştır. Bu nedenle, halk yığınları onu yüzyıllarca gözü gibi korumuş, kulaktan kulağa ve kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir. Geçmişte resmi tarihlerle şair tezkireleri ona pek az yer ayırmışlardır. Okuyup yazma bilenlerce sonradan düzenlenen cönkler ise hem sayılıdır, hem de çoğu zaman yitip gitmiştir. Cumhuriyet döneminde ise uzmanlarca yapılan yayınlarla sınırlı kalmıştır. Halk şiirlerinde Yunus Emre, Aşık Veysel gibi tanınmış ünlü kişileri gösterebiliriz.

CANIN SAĞ OLSUN

Bu aşkın sonu geldi artık bana el gibi
Bak diyorsan bakarım senin canın sağ olsun
Bir bilinmeze doğru çağlayarak sel gibi
Ak diyorsan akarım senin canın sağ olsun

Biliyorsun kalbimin yalnız sendin emeli
Bu sebepsiz veda ya bilmem ki ne demeli
Bin bir türlü emekle attığım bu temeli
Yık diyorsan yıkarım senin canın sağ olsun

Çok isterdim aşkta ki günahımı bilmeyi
Varsa elbet denerdim yanlışımı silmeyi
Suçum idamsa şayet şu boynuma ilmeği
Tak diyorsan takarım senin canın sağ olsun

Aşkımla yüceldin ya kalbime koydun koru
Seviyorken ayrılmak ıstırabın en zoru
Yalnızlığın koynunda nice kederi çoru
Çek diyorsan çekerim senin canın sağ olsun

Varsın olsun gönlümde kederler salkım saçak
Varsın olsun düşlerim sensiz firari kaçak
Kalbimin ortasına ucu zehirli bıçak
Sok diyorsan sokarım senin canın sağ olsun

Bunca derdi çileyi layık gördünse bana
Söyleyecek sözüm yok sitemim olmaz sana
Düşlerimi öldürüp umudumu zindana
Tık diyorsan tıkarım senin canın sağ olsun

Kâbus gibi üstüme çöktün bu mavi düşte
Bana masal anlatma senin vefan bu işte
Aşkına meftun kalbi hasret denen ateşte
Yak diyorsan yakarım senin canın sağ olsun

Biliyorum bu aşkın dikildi mezar taşı
Duvara çalacağım sana sevdalı başı
Benim için bir ömür hiç dinmeyen gözyaşı
Dök diyorsan dökerim senin canın sağ olsun

Umutlarım toz duman kapıldım bir tufana
Kurulup kalamadım gönlündeki sofa’na
Aydurmuş’um hadi git silahını kafana
Sık diyorsan sıkarım senin canın sağ olsun

————

Şirazemsin Sen Benim

Yüreğime saplanan zehirli oksun canan.
Ölesiye muhtacım, yanımda yoksun canan.
Bırakma bir an bile, sevginden yoksun canan

Sen yandığım kandığım, özlediğim güzelsin.
Aşkını yüreğimde gizlediğim güzelsin.

Sensin aşk-ı gerçeğim, yediveren çiçeğim,
Hayata tutunduran şirazemsin sen benim.
Benliğim sende sanki ben peşinde gölgenim.

Nazar-ı aşkla bakıp izlediğim güzelsin.
Aşkını yüreğimde gizlediğim güzelsin.

Nev baharı bekliyor sevgine hasret gönlüm
Zulmetin girdabında bırakma beni gülüm,
Sensizliğe bir lahza olamaz tahammülüm.

Hasretle yollarını gözlediğim güzelsin.
Aşkını yüreğimde gizlediğim güzelsin.

————
EFENDİM(S.A.V)

Seni övmek ne mümkün, sevilmiş seçilmişsin,
İnsanlığın bâhtına, gün olup açılmışsın,
Hakk’ın lütfü ihsânı, rahmetsin saçılmışsın,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

Hakk övmüşte yaratmış, âlemlerin nûrusun,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim.
Mü’min olan kulların, dünya ukbâ kârısın,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

Senin hürmetinedir, vücûdu varlıkların,
Sana imânla mümkün, defi tüm darlıkların,
Seni inkâr etmektir, sebeb-i körlüklerin,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

Hakk’a yakınlık senle, uzaklıkta senledir,
Kurtuluş yalnız senin, getirdiğin dînledir,
Sonsuz sâadet ya da, hasiretlik “ân”ladır,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

Senin ahlâkın ile, ahlâklanan kulların,
Güneş eder parlatır, örnek kılar hâllerin,
Öyle beliğ eylersin, süsleyûben dillerin,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

Seni övmek ne mümkün, sevilmiş seçilmişsin,
İnsanlığın bâhtına, gün olup açılmışsın,
Hakk’ın lütfü ihsânı, rahmetsin saçılmışsın,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

Ozan İlo ümmetin, içinde âciz zayıf,
Kırkyedi yıllık ömür, her “ân” dan eder hayıf,
Aslî yurtta sahip çık, günâhkârdır bu zuyuf,
“LEVLÂKE” Devletinin, Sultânısın Efendim;
Sen bu mücrim bendenin, öz canısın Efendim.

————

Türkçe Türkü Söyleyin

Kulağım pas tuttu gurbet elinde
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin
Bir kuru divanın sırma telinde
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin.

Bozlak olsun önce uzundan çekin
Bozkırların dertli sözünden çekin
Anadolumun her sazından çekin
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin.

Halay olsun horon olsun bar olsun
Yeterki gönüller dostum bir olsun
Bağırın sıla’dan sesler gür olsun
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin.

Köroğlu postuna varıp oturun
Çamlı bellerine selam götürün
Bolu beyinden bir haber getirin
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin.

Köyünden kentinden dört bir yanından
Nağmeler toplayın bin bir şânından
Çanakkaledeki şehit kanından
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin.

ŞERAFETTİN yine kalktı yürüdü
İçimde hasretin yağı eridi
Benimde vatanım yurdum varidi
Haydi bana Türkçe Türkü söyleyin.

————

Sen Ağlama Bebeğim

Gamzeler güle dargın yanağın harelenmiş,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.
Zülüfte teller sefil yüreğin yarelenmiş,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.

Islanmasın geceler sil gözlerin yaşını,
Esir olma burcuna eğme hilal kaşını,
Vuslatı düğümleyen taşa vursun başını,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.

Bahara döner düşler renklenir yeşil sarı,
Sis kalkar gecelerden erir mevsimin karı,
Seçerler gülistandan pembe çiçekli narı,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.

Aç gönlünü ne olur ömür boşa gitmesin,
Bu sevda Vuslatî’yi hep perişan etmesin,
Biz de Allah kuluyuz şarkımız hiç bitmesin,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.

————

EY OĞUL!

Atadan nasihat, sözlerim sana,
Mihenk al, özüne yazdır be oğul…
Sabırla, hizmet et sen bu vatana,
Yoluna ölsen de azdır be oğul…

Dürüst ol, sapma ha, yalan dolana,
Tenezzül buyurma, sakın talana,
Bir adım fazla git, sana gelene,
Metanet, kavgadan uzdur be oğul…

Namertten isteme olsan da muhtaç,
Merde minnet etme, kalsan bile aç,
Yetimi yoksulu kolla, kucak aç,
Onları başında gezdir be oğul…

Herkes ettiğini mutlaka bulur,
Ana, baba hakkı deyince bir dur!
Ola ki, yanında yaşlanmış olur,
Onların yokuşu düzdür be oğul…

Helal lokma kazan, harama dikil,
Sanatın bilezik, tecrüben okul,
Şiarın dürüstlük, sermayen akıl,
Senedin, verilen sözdür be oğul…

Kibirden uzak dur, ben benim deme,
Kimsenin ardından gıybet eyleme,
Öfkene kapılıp kem söz söyleme,
Kötü söz yürekte izdir be oğul…

Mecliste sükut et, haddini aşma,
Kapanmış ayıbın üstünü eşme,
Kitabı unutup yolundan şaşma,
Alnına “mü’mindir” yazdır be oğul…

Dünyada sayılı günle yaşarsın,
Ömür nasıl biter, sen de şaşarsın,
Unutma ki, bakî değil, beşersin,
Ölümü tatmayan, özdür be oğul

————

Ne Çare!

Adaletsiz iş yapanın ocağı,
Söner amma ben göremem ne çare.
Baykuşlar toplanır mezar başına,
Konar amma ben göremem ne çare.

Siyasetçi fazla söyler yalanı,
Vurguncular iyi yapar talanı,
Bu halk bir gün anlar haksız olanı,
Kınar amma ben göremem ne çare.

Hani nerde hamı hastan seçenler,
İyiye, güzele kıymet biçenler,
El öperek makamlara geçenler,
İner amma ben göremem ne çare.

Tereci olana satılmaz tere,
Canım kurban olsun er oğlu ere;
Aslanlar gelince köpek bir yere,
Siner amma ben göremem ne çare.

Merdanoğlu yola dizdim kervanı;
İçimizden atamadık Mervanı,
Şu bozuk düzenin çarkı devranı.
Döner amma ben göremem ne çare.

————

AĞIT

Pamuk ipliği mi arada bağlar?
Sen bir yana, ben bir yana, sevdiğim…
Gencecik bir gelin, burada ağlar
Hep, adını ana ana, sevdiğim! ..

Dinmez, gözlerimde sicim sicim yaş
Oyalı mendilim kurumaz, hep yaş! ..
Daha on yediye değmemiş bir yaş…
Saramadım, kana kana, sevdiğim! ..

Yüzüne damlalar değse, benimdir! ..
Buharlaşan yaşım, kanım, tenimdir! ..
Seni ben kaybettim, yitik benimdir! ..
Soruyorum, ona buna, sevdiğim! ..

Kimin gözü değdi, kimler kandırdı?
Yuvamızı yıktı, ciğer yandırdı?
Kanımıza kimler ekmek bandırdı?
Bir kez daha sına, sına, sevdiğim! ..

Saçını başını yoluyor, anam
Çıkmıyor, sokağa, kahveye babam
Daha ellerimde duruyor, kınam
Uyuyorum, dona dona, sevdiğim! ..

Dalga dalga saçın, avuçlarımda
Aşkın inci inci, göz uçlarımda
Eriyip, asılsız tüm suçlarımda
Akıyorum, sana sana, sevdiğim! ..

Gözümü açmışım, seni görmüşüm
Saçımı ellerin ile örmüşüm
Ne kadar safmışım, bakar körmüşüm
İnanmışım, buna şuna, sevdiğim! ..

Tek dost tanımadan üşüştü, düşman
Selâm verdiğime pişmanım, pişman! ..
İnan ki gölgene düşmanım, düşman! ..
Sanki nikâhlanmış, sana, sevdiğim! ..

Kâkülün, öptüğüm alnına değer
Bir tutamı, dünya malına değer! ..
Ne kadar sevmişim, ne kadar, meğer! ..
Arıyorum, yana, yana sevdiğim! ..

Sen gidince, evden gitti, kediler
“Alaca Kız bir hoş oldu! ..”, dediler
Yere yatırdılar, kesip yediler
Tiridine bana bana, sevdiğim! ..

Sanki birileri kısmet bağlıyor
Yalnız Koca İnek, geçim sağlıyor.
Ak Kız öksüz, gece gündüz, ağlıyor
Yemiyor içmiyor dana, sevdiğim! ..

Gözyaşı mı akar, acımış, pınar
Devrildi, isimler yazdığın çınar
Ne olur, dön artık, el âlem kınar! ..
Ağır gelir bu yük cana, sevdiğim! ..

Geçende alıcı çıktı, halıma
Pazarlık ederken, şaştı halıma
“Ballar mı uyarmış, benim balıma?
Beklerim, ben! ..” dedim ona, sevdiğim! ..

Pazar gün, Döne’nin kel kız evlendi
Davulla kalbimde kor alevlendi!
Zıpkın yemiş gibi bir alevlendi! ..
Gelin gidecekmiş Van’a, sevdiğim! ..

Beni burda rezil rüsva eyleme! ..
Allah’ın aşkına bir yâr peyleme! ..
Tatlı tatlı konuş, kötü söyleme!
Otu tıkattırma çana, sevdiğim! ..

Köyde gezen lâfı kestim, budadım! ..
Sana kavuşmaya bir can adadım! ..
Davar keseceğim, adak adadım! ..
Düşte yuttu seni Tuna, sevdiğim! ..

Viran köy yolları karla mı kaplı?
Yanıyor yüreğim, hasretin saplı! ..
Aptesli-namazlı, eli kitaplı
Gidiyorum, sona sona, sevdiğim! ..

Dün sabah midemde bulantı oldu
Betim benzim attı, yanağım soldu
Betül Ebe baktı, derdimi buldu
Ben de olacağım ana, sevdiğim.

Kaçakçı Hasan’a tuzak kurmuşlar
Geçitte kıstırıp, gözden vurmuşlar! ..
Bütün köylülere sual sormuşlar
Mezarına baykuş kona, sevdiğim! ..

O çıkarmadı mı, onca yalanı! ? ..
Sırtına vurdular, kefen palanı! ..
Bayram etti; çoluk- çocuk, kalanı! ..
Bütün köy yakacak kına, sevdiğim! ..

İzin vermiyormuş, eşekarısı
Konuşamıyormuş, melek karısı
Çıkageldi bana, gece yarısı
Boynuma sarıldı Suna, sevdiğim! ..

Babam vuracaktı, anam salmadı
Hangi âsi, Hak’tan ceza almadı! ..
Kendini ispata lüzum kalmadı
İhtiyacın mı var şana, sevdiğim! ? ..

Yürek, oylum oylum, kor kor közlendi! ..
Her gün postacının yolu gözlendi.
Yeryüzünde kim, bu kadar özlendi! ? ..
Bakışım dönüştü kana, sevdiğim! ..

Koynumda eskittim, en son resmini
Dudağıma zikir ettim, ismini
Bir görsem karşımda, gerçek cismini
Veririm canı o âna, sevdiğim! ..

İnan iftiradır, inan yalandır! ..
Eden buldu, içim dışım talandır! ..
Kaç kez yemin ettim! .. Rabbim, inandır! ..
Teneşirde tenim yuna, sevdiğim!

Yıkık hayatımda yalnız sen varsın
Öylesine var ki evren kadarsın! ..
Bilmem, bu zavallı nasıl yalvarsın! ?
Daha neler desin Râna, sevdiğim! ? ..

Geçen gün, elime mektubun geçti
Anana yazmışsın, yârinse hiçti…
Gözlerim, hasretle yazını içti! ..
Resmini mi koydun fona, sevdiğim?

Her nereye baksam, gözlerin ışır
Rüzgâr, fısıl fısıl sesini taşır
Sohbet ediyoruz, istersen şaşır
İstersen: “Deli! ..” de, kına, sevdiğim! ..

Buluştuğumuz o dere kenarı…
Kırıp, yediğimiz kırmızı narı…
Hatırlıyor musun, geçen baharı?
Ne yazmıştık, göçük hana, sevdiğim?

Acep söndürür mü yangını, yaşlar?
Bir ağıt bitmeden, yenisi başlar! ..
Hayatımı yedi, o çatık kaşlar! ..
Gözyaşım yaklaştı tona, sevdiğim! ..

Biter mi bu matem, bu destan, ağıt! ? ..
Dertlerim taşıyor, kaçıncı kâğıt! ? ..
Şiir et, çilemi ya sat, ya dağıt!
Türkü et, beste et şana, sevdiğim! ..

Uyku-tünek bitti, düşe dalamam
Mektuplar yazarım, sana salamam
Kıyarım canıma, sensiz kalamam! ..
“Gidecek! ..” diyorlar, “Bon’a! ..”, sevdiğim! ..

Onurla yazıldı, adıma adın! ..
Damağımda kaldı, o buruk tadın
Ne yapar sılada, yapyalnız kadın?
Elini buladın hûna, sevdiğim! ..
Râna’yı döndürdün hûna, sevdiğim!

Bu Yazıyı Facebook Twitter Sayfanda Paylaş